Allah Beni Böyle Yaratmış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah Beni Böyle Yaratmış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2017 Cumartesi

Ne Demek 31?

Hayatta bazı şeylerden kaçış yok! Eskiden yaş mevzusunu hiç dert etmezdim ama son 2 senedir yaşlanıyor muyum ben ya diye triplere giriyorum doğum günlerimde :( Açıkçası yaş almaktan ziyade zamanın gittikçe hızlı bir şekilde geçmesi beni korkutuyor, sanki hayatta bazı şeyleri ıskalıyormuşum gibi hissediyorum.



Mesela geride bıraktığım 30 yılda neleri yapmadım içimde ukte kaldı diye düşününce aklıma ilk gelenler şunlar:
  • bisiklet sürmeyi öğrenemedim hala - hikayesini daha önce anlatmıştım, üşendim tekrar yazmaya.
  • hiç uçurtma uçurmadım.
  • işini ilk sıraya koyan insanlardan hiç olamadım - bundan pişman mıyım hala emin değilim :)
  • hayatımın ilk 20 yılında çok hırslı bir insan olsam da son 10 yılda koy g.tüne gitsin modunda takıldım. Bu durum artık beni rahatsız etmeye başladı mı derseniz sanırım evet.
  • hala çocuk doğurmadım, yakın zamanda da bu fikre hazır olacağımı sanmıyorum. Ama bir yandan da yaşım geçiyor mu diye dert etmeye de başlamadım değil. İkircikli bir durum yani..
  • bir de hala tezimi yazamadım 😔
Peki neler yaptım- iyi ki de yaptım:
  • Ailemle çok güzel vakit geçirdim hep, ne kırdım ne kırıldım 💛
  • İstediğim üniversiteyi kazandım, çok güzel bir öğrencilik hayatı yaşadım.
  • Aşık oldum, sevdim, sevildim, evlendim 💕
  • Sevdiğim işi yaptım.
  • Kendimi hep sevdim - çok güzel ya da akıllı olduğum için değil, mutlu olmanın ilk şartının bu olduğuna inandığım için.
  • Çok iyi arkadaşlar edindim, binlerce km uzakta olsalar bile yokluklarını hiç hissettirmeyenlerden hem de.
  • Okudum, gezdim, gördüm.
  • Beklemeyi, sabretmeyi öğrendim.
Bakalım yeni yaş neler getirecek, seneye bu zamanlar gelişmelerden haberdar ederim sizi 😉



27 Temmuz 2015 Pazartesi

Yapmaya En Çok Üşendiğim 5 Şey

Birinin bana yakıştırıp da itiraz etmeyeceğim tek sıfat üşengeçtir sanırım. Aslında bu miskinlikten ziyade bazı şeyleri gereksiz bulmaktan kaynaklı ama insanlar tembelliğe yoruyor hep, çok ayıp :p


Peki en çok nelere üşeniyorsun diye sorarsanız ilk beşim şöyle olabilir :

Duştan sonra kremlenmek benim için resmen eziyet. Önce iyice kurulan, sonra kremi düzgünce vücuduna yedir giyinmek için azıcık kurumasını bekle ooo. Kuru cildime inat bu gerekli adımı sıklıkla atladığımı itiraf etmekten zerre gocunmuyorum :)


Autocorrect yüzünden anlaşılamayan mesajları düzeltmek ise akıllı telefonlar peydah olduğundan beri en çok üşendiğim şeylerin başında geliyor. Ben ki iş haricinde mail/sms atarken yazdığını okuyup göndermeye erinen bi insanım her kelimeden sonra doğru mu yazdı bu telefon diye kontrol edip bi de onu mu düzelteceğim, yok daha neler :p

Telefon üzerinden yazışmak sms, facebook messenger whatsapp vs. hatta çalan telefonu açıp cevap verip dakikalarca konuşmak kısacası telefonla yapılan her eyleme gönülsüz yaklaşıyorum. Arama ekranında gördüğüm isim "ay çok konuşur bu şimdi" dedirten biriyse ilk aramasında açmıyorum kesinlikle. Zira telefonu dakikalarca kulağımda tutmak, karşıdakini dinleyip tepki vermek offf çok yorucu. Ama mesaj yazmaya daha fazla üşendiğimden bana mesaj atanlara cevabı arayarak veririm genelde.


Self servis mekanlarda yemek yemek için sıraya girmek ise üşenmekten ziyade mantıksız bulduğum bir şey çünkü ben self servis olayına topyekün karşıyım arkadaş. Zaten açım bir de sıraya mı gireceğim gelsin önüme bi zahmet yemekler. Hele o açık büfelerdeki sıralar bayıyor resmen beni. O sırada bekleyeceğime aç kalmayı yeğlerim.

Alışverişe gittiysem beğendiklerimi alıp kabinde denemeye çok üşeniyorum. Her ne kadar alışverişi sevsem de giy çıkar giy çıkar derken çok yoruluyorum. O nedenle modumda değilsem bir şeyi çok beğensem de asla kabine gidip denemem. Ya bırakır başka zaman almaya gelirim ya da göz kararı "bu bana olur ya" der kasaya yönelirim. Kıyafet alışverişine gideceğim önceden planlıysa mutlaka elbise gibi tek parça kıyafet tercih ederim. Yoksa kim uğraşacak kat kat kıyafeti giyip çıkarmakla ama yani haksız mıyım?



Aslında yazsam roman olur ama takdir edersiniz ki yazmaya da üşendim ve en çok üşendiğim 10 şey olarak yola çıktığım bu yazıyı 5 madde ile sınırladım. Hadi biraz da siz anlatan siz en çok nelere üşeniyorsunuz?



28 Mayıs 2015 Perşembe

Allah Beni Böyle Yaratmış #13 - mim gibi gibi


Oooo en istikrarlı yazı dizim bu oldu sanırım. Tabi eldeki malzemeyi iyi bilince yaz babam yaz bitmiyor.  Şu yazdıklarımın hepsini okuyan beni çevremdeki insanlardan daha iyi tanıyor olacak durumda desem abartmış olmam. Yine doyamadım, anlattım da anlattım. Hatta bu sefer siz de anlatın istedim. Aşağıda bazılarınızı mimledim ama ben aslında şöyleyim diyen herkes yazsın gitsin :)



  • Doktorlara mı gitmeyi sevmiyorum hastaneleri mi bilmiyorum ama ayırt etmeksizin tüm doktorlarla mümkün olduğunca muhatap olmamaya çalışıyorum. Düşünün bir insan göz doktorundan korkar mı korkuyorum :/ Sevmiyorum insanlarla yakın temas halinde olmayı sanırım işin özünde bu yatıyor. 
  • İçinde ne olduğunu göremediğim şeyleri yiyemiyorum. Nasıl yani derseniz misal ekmek arası dönerdir, soslu dürümdür falan yiyemem. İlla yemeğin her tanesini görmem gerekiyor. Özellikle ilk kez yemek yediğim bir yerde tabaktakileri o kadar incelerim ki parça pinçik olur yok şurası yağlı yok burası böyle diye ancak tabaktakilerin yarısını yerim. Hal böyle olunca bazen garsonların servisi toplarken bir sorun mu var diye sorduğu çok oluyor :/

  • Çok çabuk sinirlenirim. Bunu iş hayatında kontrol etmeyi öğrendim ama yakınlarıma karşı hala aynı. Yanlış anlaşılmasın bu bağırırım çağırım tarzında bir sinir değil. Modumdan, suratımdan,verdiğim cevaplardan anlarsınız halimi. Misal en çok gülümsediğim zamanlar en sinirli olduğum anlardır. Karşımdakine derdimi anlatamazsam, müşteri ikna olmaz saçma sapan istekleri için tutturursa suratımda aptal bir gülümseme peydah oluyor. Başka bir baş etme yöntemim de aklımda kavga etmek o an sayamadığım lafları saymak. Beynimin içinde sana laflar hazırladım diye bir bölme var desem yeri.

  • Makyajdan tek anladığım ten makyajı. Benim için makyaj eşittir cilt kusurlarını kapatmak. O nedenle renkli farlarla, abartılı allık ve rujlarla işim olmaz aslında. Doğruyu söylemek gerekirse kimseye de yakıştıramıyorum. Gözün üstüne çekilmiş koca bir çizgi, bir de kuyruklu ve hatta renkli. Resmen kabus benim için.
  • Çocuğuna iki isim koyan insanları anlamıyorum. A. nın da iki adı var mesela iştekiler A. diyor evdekiler diğerini kullanıyor, bazıları ikisini birden söylüyor. Nerede ne diyeceğimi şaşırıyorum. Hatta ilk başlarda bazen A. diyip bazen diğer adını kullanıyordum ondan bahsederken de oda arkadaşım iki çocuğu birden idare ediyorum sanmış, çok ayıp yapılır mı öyle şey :p
  • Neredeyse on yıllık bir arkadaşımla koptuk yakın zamanda. Ortada kavga yok, gürültü yok, sorun yok. Hatta son görüştüğümüzde gayet iyiydik. Peki neden bitti diyecek olursanız şunun farkına vardım benim arkadaşlık, sevgililik her ne ise tüm ilişkilerim kavgasız gürültüsüz daha doğrusu acısız bitti. Ama hepsinin tek ortak noktası azalarak bitmesiydi. Önce paylaşımlar, sonra görüşmeler derken zamanla ya ben gidiyorum dedim ya da gidene hadi yolun açık olsun diyecek noktaya geldim hep. Tuhaf.

  • Korku, gerilim türü filmleri izlemem. Ben hala filmde kötü bir şey olacağını hissedince ya filmi kapatan ya da o kısmı hızlıca geçenlerdenim.
  • Yağmurdan hiç hazzetmem, sadece altında ıslanmayı değil öyle camdan bakıp kahvemi yudumlamak da bana göre değil. Aslında yılın sevdiğim tek zamanı eylül-ekim ayları.
  • sıcağı çok severim ama öyle böyle değil. Oturduğumuz site yaşlıların egemen olduğu bir yer ve merkezi sistem olması sebebiyle aşırı sıcak. Bizim eve gelenler atlet -şort gezerken ben battaniyelere sarılıp otururum o derece.
  • Çay ya da kahve ikisine de çok bağımlı değilim ama günde en az 1 bardak da olsa çay içmem lazım. Bu nedenle yurt dışı seyahatlerimde ne olur ne olmaz diye yanımda bir paket bardak poşet çay bulundururum her ne kadar keyif almasam da tadından.
  • En sevdiğim yemek, kitap, film vs gibi sorulara asla cevap veremem. Çok saçma değil mi o kadar şeyden bir tane seçmek. 

  • Dünyanın en dertsiz tasasız insanı olduğumdan olsa gerek kafamı yastığa koydum mu uyku moduna geçmem en fazla 5 dakika falan sürer. 
  • Bakmayın burada Türkçe'nin anasını ağlattığıma o "di mi"lerle falan, daha samimi sohbet hasında geçsin diye öyle yazıyorum ama normalde çok takıntılıyımdır bu konuda. Ay Allah kimseye her şeyi bitişik, herkes yerine herkez, beğendim yerine beyendim yazan insan iticiliği vermesin, amin :) 
  • Hatta biraz fazla takıntılıyımdır, elektronik bir dokümanda bir boşluk yerine iki boşluk bırakılsın kelimelerin arasında, ya da noktalama işaretinden sonra boşluk bırakmadan diğer kelimeye geçilsin onun bile düzeltmesini yaparım ya da yaptırırım.
  • Bir isteğe veya davete bakarız cevabı verdiysem o aslında sana şu an hayır demek istemiyorum daha sonra makul bir bahane bulup kibarca reddeceğim anlamına gelir söz konusu bensem :p

Uzun zamandır ortalarda görünmeyen, yazılarını merakla beklediğim Mor Rimel
Severek takip ettiğim, evlilik hazırlıklarından zaman bulursa artık diye umut ettiğim Kozmetik Aşığı
Kıvırcık saçlarına hasta olduğum, benim gibi Kore kozmetik sevdalısı Bu Benim Partim
Giyimi zevkli, ürün yorumları pek güvenilir Alice In Shoppingland
Uzun zamandır takip etmeme rağmen eski yazılarına baktıkça kendime daha bi yakın bulduğum Bir Varım Bir Yokum
Bu kadar çiçeğin arasına iki böcek katayım ama di mi :p

Pek güzel hayat dersleri veren, şu blog alemine ayrı hava katan Öküzün Önde Gideni
Şimdi uzun uzun anlatsam bir post daha çıkar, kısaca yeri ben de pek ayrı olan O da var Buddha

Hadi dökülün bakalım Allah sizi nasıl yaratmış :)

2 Mart 2015 Pazartesi

Allah Beni Böyle Yaratmış #12

#1 Her patates soyduğumda aklıma çocukluğumun pazar akşamlarının yegane eğlencesi olan Bizimkilerdeki Sabri bey gelir. Zira patates kabuklarını biraz kalın soyduğumdan  onun Ayla hanıma "Ayla hanım lütfen patatesi düzgün soyun vitamini kabuğunda" serzenişleri kulaklarımda yankılanır :)

#2 Çok çelimsiz bir çocukluk ve ergenlik dönemi geçirdim. Ne koşardım, ne de voleybol falan oynayabilirdim kısacası beden derslerine ait herhangi bir aktiviteye katılma oranım 0 idi. Bir de sınıf listesinin ilk başında olduğumdan beden eğitimi dersi değerlendirmelerinde hoca ilk beni çağırır mekik çek derdi ıhh derdim, şınav dersen imkansız. Hocam ben yapmayacağım der yerime geçerdim ve alırdım sıfırı. Hiç unutmam bana takla atmayı göstermek için annem ve babam evde seferber oldular, geniş koridorda bir annem bir babam bak böyle diye attılar o taklaları. Düz taklayı bir şekilde becerebildim ama tersini asla. Hala böyle mi beden derslerinin değerlendirmeleri bilmiyorum ama ben az çekmedim bunlardan. Her dönem başı sıfır olan notlarım hoca tarafından derslerim iyi diye 4 ya da 5 e dönüyordu. Sırf bu sebeple okul birincisi olamadım. Neyse bence sistem yanlış, çocuklara böyle verilmemeli bu dersler. Ne zamanki kendi başıma spor yapmaya kalktım ancak o zaman sevdim ben bu fiziksel aktiviteleri.


#3 Konu benim yeteneksizliğimden açılmışken devam edeyim. Ana sınıfında ve 1. sınıfta 23 Nisan için gösteriler/danslar yaparız ya ben onda da çok beceriksizdim. Hayır gayet de ritm duygusu olan bir insanım ama iki kez o gösteri grubundan çıkarıldım ve doğal olarak çok üzüldüm. Benim üzüntüme dayanamayan aile fertleri tüm koreografiyi ezberleyip beni evde çalıştırdılar. Bi uçta anneannem, yanında teyzem, annem ve babam derken epey kıvırmıştım işi de nitekim en önde olan bendim - o derece yani :p

#4 Hayatta saçımı toplamam. İncecik bir lastikle bile tuttursam kafam ağrıyor resmen. Bizim zamanımızda okullar daha katı kurallara sahipti, saçta örgü zorunlu olduğundan az çekmedim yine. Saçlarımı o kadar salaş örüyordum ki nasıl bir arada duruyordu şaşıyorum. Bundandır ki öğrencilik hayatımın çoğu kısa saçla geçti. Hele o küt saçlı fotograflarımı yakasım var valla :) Hala saç toplayamıyorum ama, saçım topluysa ya yemek yapıyorumdur ya da spor o kadar.


#5 Neyse ergenlikten çıkıp günümüze dönecek olursak ütü konusunda çok takıntılıyım. Her kıyafetim yıkandıktan sonra ütülenip asılsa bile giymeden önce mutlaka tekrar ütülenmeli- kırışmamış bile olsa. Kendimi bildim bileli böyleyim. Annem bu huyumdan o kadar bezmişti ki hiç bir ev işine elimi sürdürmemesine rağmen tek karışmadığı konu ütüydü ve ben 15 yaşımdan beri her kıyafetimi bu şekilde kullanıyorum. Kırışık bir gömlek ya da pantolonla işe gitmek korkulu rüyam. Aynı şekilde erkekte de en dikkat ettiğim şeylerden biri kesinlikle bu. Buradan yetkililere sesleniyorum şu emniyet kemerlerinin de giysiyi kırıştırmasına bir çare bulsalar dünya daha güzel bir yer olacak yeminle :)

4 Aralık 2014 Perşembe

Allah Beni Böyle Yaratmış #11

3 ay geçmiş kendimi anlatmayalı, hiç merak edip sormuyorsunuz aşk olsun :p Ya da artık nesi kaldı anlatacak kendiyle ilgili her bi boku yazdı diyeceksiniz haklısınız. Lakin fındık kabuğunu doldurmayacak şeyler hakkında bile saatlerce konuşup post yapacak kapasitede olduğumu da biliyorsunuzdur siz :) e hadi başlayalım o zaman.


#1 Ben elinden telefonu düşürmeyen,e-posta hesaplarını saatbaşı kontrol eden, telefonuna düşen her bildirime bakan bir insanım ama erkeklerin telefonlarıyla oynaşmasından, günaşırı facebookta paylaşım yapıp, instagrama fotograf yüklemesinden hiç ama hiç hazzetmiyorum. Azıcık cool olun, değilseniz de olmaya çalışın. Gizli gizli bakın takip edin de sürekli fotograf beğenip, ona buna yorum yapmayın pls.

#2 Erkeklerden başladık devam edelim. Bir erkeğin hesabımı ödemesi kadar beni rahatsız eden bir şey yok. A. ile 7 küsur yıldır beraberiz, 2 yıldır evliyiz ama hala yediğimiz yemeğin parasını arka arkaya öderse rahatsız oluyorum. Yan yanayken vitrinde bir şey beğenip alacaksam bile o yanımdayken almam ki parası ondan çıkmasın diye. Ha diyeceksiniz ki sen değil miydin ipadde beğendiğin şeyleri açık bırakıp adamın gözüne sokan alsın diye o başka canım :p Yalnız hesap konusunda çok takıntılıyım. Olur da benle yemeğe falan çıkarsanız aklınızda olsun, cüzdanınıza davranmayın. Ya Alman usulu takılalım ya da ben ödeyim şekerim :)

#3 Hayal gücüm mü eksik çok mu gerçekçi bir insanım bilemiyorum ama hep ulaşılabilir isteklerim oldu ve bunları gerçekleştirebildim. Çorum'da doğup da hamileyken annesine sadece leblebi aşerdiren bir insan olarak başladığım bu hayat yolculuğunda normal bir durum olsa gerek :)

#4 Aslında babam normal bir spor izleyicisi, izler ama tepki vermez, bağırmaz, heyecanlanmaz. Bun rağmen çocukken çok fanatik bir Fenerbahçeliydim. 90lı yıllardaki kadroyu ezbere sayıp, önemli maç ve golleri anlatabilecek kapasitedeyim hala. Tabi bunda o zamanın yakışıklıları Baliç, Boliç, Tarık gibi isimlerin de payı yok değil. Bir de kaleci Engin'i çok severdim. Neyse sanırım 4 yaşındayım, şehir merkezine yakın bir yerde üzüm bağlarımız var oraya pikniğe gideceğiz ve ben çocuk olarak heves ettim de arabaya değil de diğer çocuklarla beraber pikap gibi bir şeyin kasasına bindim. Beni şımartıyorlar ya ben de gaza gelip bağırıyorum işte en büyük Fener, en büyük Fener, Ne zaman uzun uzun kavak ağaçları kaplıyor yolu korkuyorum o tezahuratlar en büyük Allah a dönüyor, kavaklar geçince tekrar fener. Bu da böyle bir anımdı işte- yazarken bile kendimi fıkrasına gülünmeyen adam gibi hissettim,

#5 Kıyafet konusunda bazı renklerden vazgeçmeyen bir insanım. Benim üzerimde siyah, gri, lacivert, bordo, beyaz ve bunların tonları dışında renk göremezsiniz. Sarı, turuncu, yeşil gibi renkler gardırobumda yok sanırım. Ama iş çorap ve iç çamaşırına gelince bir palyaço zevkine sahibim. Ev dışında kısa çorap giymediğim için nerede cafcaflısı, desenlisi var onlar benim dolabımda. Ama çocukken elbiselerinin altına beyaz çoraptan başka çorap giymeyen biriydim nasıl böyle oldum ben de bilmiyorum. Hatta bir keresinde anneannemlerde kalmıştım da çorabım kirlendi diye anneannem bana kırmızı bir çorap giydirdi diye saatlerce çirkin yaptın beni diye ağlamıştım. Kadın beni şimdi sopayla kovalasa yeri :) Çamaşırda ise her ne kadar renk sevsem de asıl takıntım renk uyumu. Ya takım ya da uyumlu renkler olmazsa rahat edemiyorum. Yine çocukken bile atletimle donum aynı renk olmazsa yaygarayı kopartırdım. Bazı takıntılar kalıyor demek ki :)

4 Eylül 2014 Perşembe

Allah Beni Böyle Yaratmış #10 - Special Edition

Yeni yaşıma sayılı günler kala yine kendimi anlatayım bu arada da eski günleri yad edeyim istedim. 30'a 2 kala büyümüş müyüm bi bakalım :)
  • Annemin 3.kez hamile olduğunu öğrenince çok kızmıştım onlara, hiç istememiştim yeni bir kardeş. Zaten annemler için de sürprizdi. O kadar üzüldüm ki kardeşim olacak diye ve annem o kadar kötü bir hamilelik dönemi geçirdi ki daha da kızdım karnındaki bebeğe. Bundan olsa gerek kardeşim ölü doğduğunda kendimi suçladım epey, annemin babamın yüzüne bakamamıştım suçluluktan. Ben istemiyorum diye oldu diye düşünmüştüm bütün bunlar. Allahtan annemle babam halimden anlayıp uzun uzun konuştular benle, zaten yaşama şansının az olduğunu, neden böyle olduğunu anlattılar da olası bir psikolojik travmadan kurtulmuş oldum.
  • Anneannem ve dedeme o kadar düşkünüm ki anlatamam, onlar benim büyükannem ve büyükbabam zaten. Özellikle büyükbabam bana çocuk değil bir birey gibi davranmıştır hep, söylediklerime değer vermiş, kendime olan güvenimi kazanmamda çok yardımcı olmuştur. Öldüğü gün hala hayatımın en kötü günüdür. 
  • Hayatım boyunca annemden, babamdan, hocamdan, patronumdan istediğim şeyler hep kabul edileceğini bildiğim şeylerdi. İnsanlardan fazlasını beklememeyi önceden öğrendim, ondandır belki hayatta az hayal kırıklığı yaşadım.
  • Oldum olası kalabalıklardan, çok sevdiğim insanlarla bile uzun uzun zaman geçirmekten sıkılırım. En huzurlu olduğum zamanlar en yalnız olduğum anlardır. 
  • Okumayı söktüğüm yaştan bu yana-ki 5 yaş oluyor bu- başucumdan kitap eksik olmadı. Hayatta terk etmediğim tek tutkum bu sanırım. Türü ne olursa olsun, anlamasam bile başladığım bir kitabı bitiremediğim olmamıştır daha.
  • Ağzından az laf çıkan ama kafası çok dolu bir insanım. Birisiyle saatlerce konuşmadan oturduğumun farkına bile varmam zaten çünkü ben kafamda ne muhabbetler döndürmüşümdür kim bilir :)
  • Hiç dışarıda oyun oynayan çocuklardan olmadım. Ama buna rağmen evde kendi kendine oynarken bile çenemi yarabilecek kabiliyetteymişim. Hala durur o 3-5 dikişin izi :)
  • Sevgisini gösterebilen bir insan değilim. En sevdiğim insanların bile sarılmasına, öpmesine dayanamam. Anneme çekmişim sanırım. Kızkardeşimle en büyük kavgalarımızın nedeni bana her gece iyi geceler öpücüğü vermesiydi desem anlarsınız durumun vehametini  :p
  • Annemden söz açılmışken devam edeyim. Kendisi şu dünyada incitmekten en korktuğum insandır. Babam öyle değil mesela. Dünyanın en rahat adamıdır. Kendisi çok otoriter bir aileden geldiği için bize tam tersi davranmıştır hep. Hayatımda dediğime, giydiğime, hareketlerime karışmamıştır hiç. Bir kere bile sesini yükseltmedi bana. Sevgililerimi bile hep kendisine anlatmışımdır herkesten önce. 
  • Çocukluğumdan aklımda kalanlarla devam edeyim. Misal babam beni 10 yaşıma kadar kucağında taşıdı desem abartmış olmam. Her eve dönüşte iş merdiven çıkmaya gelince bacaklarım tutmazdı benim. Babacım da n'apsın alırdı kucağına. 
  • Bununla alakalı bir hikayem daha var aslında. Ben ki sadece 2 kilo doğmuş bir insanım. Ona rağmen iki gün annem baygın yatmış beni doğurduktan sonra. Doktor da gelişmez, büyümez falan dedikçe bizimkiler nasıl baktıysa bildiğin dombili bir çocuk olmuşum. Annecim yazık beni taşırken nasıl yoruluyorsa yolda yanımızdan geçen adamlara amca annem çok yoruldu beni kucağında taşır mısın diye sesleniyormuşum :)
  • 9 yaşımdan beri gözlük kullanıyorum, ilk gözlüğümü aldığımda nasıl sevinmiştim anlatamam (bkz. ben küçükken çok salaktım).
  • Çocukken ne kadar lafbaz, öpçe (çorumca ukala) biriysem büyüdükçe eser kalmadı o halimden. Çocukluğumu bilenler o sevimli çocuk nasıl böyle ciddi bir insan oldu diye inanamıyorlar hatta. Zaten dünyanın en geyik insanı olmama rağmen nasıl beceriyorum bilemiyorum ama beni tanıyanların çoğunda bıraktığın ilk intiba çok ciddi bir insan olduğum yönünde. İnsan gerçekten hayret ediyor :)
  • Küçükken barbie bebeklerime diktiğim kıyafetleri görseniz şimdiki bazı modacılar halt ederdi yanımda o derece. Annem giyim öğretmeni olduğundan evde envai çeşit kumaş mevcuttu. Ben de o kumaşlardan ne elbiseler, ne bluzlar yapardım anlatamam. O kadar detay çalışırdım ki annem hayret ederdi. Kol kısımlarını oymalar, gizli dikişler hala bir kaçını saklamış annem şimdi verseler kumaşı, iğneyi, ipliği valla beceremem onları dikmeyi :)
  • Çocukluğumdaki tüm oyuncaklarım neredeyse ilk günkü gibi durur. Bi tanesi hariç. Babam çok heves edip maaşının beşte birine falan bana devasa bir bebek almıştı. O kadar sevip oynuyordum ki anlatamam. Tabi titiz bir insanım ya o bebeği ilk haftasında yıkamaya kalktım ama bi sorun neyle yıkamışım. Anneannemlerde koca bir kovanın içinde suyu görünce daldırdım bebeğin başını. Meğerse o turşu suyuymuş malum kış hazırlıkları. Hem bebeğin güzelim saçını hem de anneannemin o sirkeli limonlu turşu suyunu heder etmiştim. 
  • Çok uzattım artık son noktayı koyayım. Erkek olsam adım Eray olacakmış :S Her ne kadar Esra adının da pek meraklısı olmasam da erkek olmadığıma şükretme sebebimdir bu. 
Sonuna kadar okuduysanız azminizi takdir ediyorum gerçekten :)


18 Ağustos 2014 Pazartesi

Allah Beni Böyle Yaratmış #9

Ay gören de matah biriyim sanacak kendimi anlata anlata bitiremedim di mi :) Ama hep buglarımı anlatmışım ya, çok sorunluysam demek ki :/

Ben oldum olası fotoğraf olayına gıcık bir insanım. Şu yaşıma geldim cüzdanımda birinin fotoğrafını taşımışlığım, bir çerçeveye yerleştirip masama koymuşluğum ya da duvara asmışlığım yoktur.Takdir ederseniz ki evimin hiçbir yerinde de sevdiğim, sevmediğim kişilerin, özel bir günümüzün ya da zat-ı alimin fotoğrafı görünür yerlerde mevcut değil. Lakin düğün fotoğrafçısı olan arkadaş yakınımız olunca bize jest olsun diye A. ile benim nikah fotolarımızdan birini kanvas tablo yapmış bize yollamış. Biz o tablonun kağıdını bile yırtmadan aylarca evimizde sakladık desem, valla üşengeçlikten değil :) Ama eve gelen aile fertlerinden biri tabloyu kuytu köşesinden çıkarıp yatak odasına asmış. Kendisini çok sevdiğimden ve tablo ayak altında sürünmesin diye de kaldırmadım hala duruyor yerinde. Ama sabah gözümü açar açmaz A. ile kendimi görünce bir an noluyoruz lan diye tepki vermiyor değilim :)


En sevmediğim şeylerden biri de sarılarak uyumak. Aslında ben genel olarak sarılmayı sevmiyorum sanırım ama uyurken birinin elini, kolunu üzerimde hissetmek boğuyor beni. Bırakın sarılmayı kimse temas bile etmesin bana uyurken. Bu sebepten olsa gerek her zaman yatağın en sağına kıvrılır, öyle dalarım uykuya.


Çatal,kaşık, bıçak gibi aletlerin birbirlerine sürttüğünde çıkan o ses beni cinnete sürükleyebilir. Yanımda metal kaşıkla tencere sıyırma, bıçak bileyici kullanma gibi eylemler ise beni katil edebilir. Ailem çoktan alıştı, hain kardeşim ara sıra beni sinir etmek için yapar, uyuz :p Ay bir de yemek yerken çatalı dişine değdirenler var ya benim masayı terk etme sebebim olabilir. Daha önce bu yazı serimi okuduysanız benle aynı masada olmanın bir işkence olduğunun farkına varmışsınızdır :/


Su yerine süt içecek kadar süt bağımlısıyım. Çocukluğumdan beri sütsüz geçen günüm olmamıştır. İnsan bu alışkanlığının sonunda karşılık beklemiyor ama azıcık karşılığını görsem, selvi boylu olsam fena mı olurdu :/ Doğal olarak ayran,peynir, yoğurt gibi süt ürünlerine de pek düşkünüm. Peynirsiz bir kahvaltı hayal dahi edemem. İki-üç çeşitten az peynir olmazsa soframda sevinirim, yoksa tüm masayı donatsanız nafile. Hani olur da beni kahvaltıya falan davet ederseniz aklınızda olsun :p


Son olarak, başıma bir şey gelmeyecekse Hello Kitty denilen yaratıktan hiç hazzetmiyorum.

18 Temmuz 2014 Cuma

Allah Beni Böyle Yaratmış #8

Üniversiteyi şehir dışında okumam bizim ailenin en büyük problemiydi. Sebebi göndermek istememek falan değil benim survive edemeyeceğimi düşünmeleriydi. E haksız da sayılmazlar. Ben ki hayatımda tek başına hiç bir işini halletmeye yeltenmemiş bir insandım. Dişim mi ağrıdı anne doktora gidelim, yok bankaya gel benle baba vs. derken onlara epey sebep vermiştim sanki. Üniversiteye kayıt işlemlerinde tabi ki babam yalnız bırakmamıştı beni. Kampüs içindeki yurtlardan birine yerleşme törenimde ise maaile yanımdaydılar. Düşünün millet ta nerelerden tek başına gelmiş, ben 2 saatlik yoldan annemle babamla gelmişim. Babam bavuldan kıyafetlerimi alıp dolaba yerleştiriyor, annem nevresim takımlarını geçiriyor falan.Bundan dolayı  iki hafta sonra nevresim takımını değiştirme ile cebelleşmem az alay konusu olmadı oda arkadaşlarım arasında :) Annem hala kardeşiyle aynı odada kalmayan, onun yanında bile soyunmayan bi insanın yurt hayatına nasıl adapte olduğuna şaşar. Daha da şaştığı ise kolayca arkadaş edinmem. Hayatım boyunca asosyal bir insan olmadım ama arkadaş konusunda hep seçiciydim. 2-3 kişi dışında görüştüğüm kişi yoktu. Hala da öyle aslında az olsun öz olsun kafasındaydım. Lakin üniversite hazırlıkta çok şanslıydım ki çok sevdiğim insanlar tanıdım. Sabah 8.30-12.30 a kadar derslere girip akabinde çimlerde oturup bir şeyler atıştırır nerede bir aktivite varsa oradaydık. O sene festival filminden tut, oda tiyatrolarına kadar kaçırdığım ne bir film ne de bir oyun olmadı sanırım. Haftasonları ise eğlencenin dibine vururduk en eğlenilmeyecek mekanlarda bile. İşin ilginci milletin anası babası çok geziyor bu çocuk okumayacak diye başının etini yerken benimkiler ay bizim kızın arkadaşları var, yalnız kalmıyor diye seviniyordu :)
Ne ezikmişim lan..



Ben hiç bir zaman "a bi grup buldum süper" diye sahiplenip başkaları da sevmeye başlayınca ilk ben dinledim diye havalara girenlerden olmadım hiç. Sahi onlardan var mı hala?

Grup demişken aklıma Replikas geldi. Seyyah adlı şarkılarını sevdim diye konserlerine gittim ama ben hayatımda bu kadar sıkıcı bir konser görmedim ki bunu ilkokuldayken Mahmut Tuncer konserine gitmiş biri diyor :) Resmen yattım uyudum arkadaşın kucağında o gürültüye rağmen.

Bir de ben deniz kenarında değilsem hayatta sandalet,terlik gibi şeyler giyemem. Sanki yerin tüm tozu, kiri çıplak ayaklarımı sarmalıyor da pis pis dolaşıyormuşum gibi hissediyorum.

Aile ile başladım aile ile bitireyim. Bi tanecik kız kardeşim var şu dünyada. Ama bu kadar mı zıt olur iki insan birbirinden. Fiziksel özelliklerimizden tut, dünya görüşümüze, huyumuza suyumuza kadar farklıyız. Birimizin sevdiği yemekten öteki nefret eder o derece. Hoş bu zaman zaman işimize yaramadı da değil. Bahsetmiştim domates sürmem ağzıma, kardeşim de süt içmezdi hayatta. Annem mutfaktan çıkar çıkmaz benim domatesler onun tabağa, onun süt ise benim bardağa transfer olurdu. Laf aramızda ben hala günde en az 1 bardak süt içerim :) Bu kadar süt içen benim doğal olarak da benim daha uzun olmam gerekir di mi ama. Benden 5 yaş ufak olmasına rağmen 10 cm uzun benden uyuz :p Aramızdaki ittifak ben onun sütleri çiçeklerin saksılarına boşalttığını anneme ispiyonlayınca bitmişti bu arada :)


27 Mayıs 2014 Salı

Allah Beni Böyle Yaratmış #7



Evlendikten sonra soyadının sonuna eklenen ikinci soyada hala alışamayanlardan mısınız? Resmi kayıtlara göre 20 aylık evli bi insanım ama hala adımı yazarken babadan gelme soyadımın sonuna yenisini eklemeye alışamadım. Ne yalan söyleyeyim resmi evraklar, banka vs. dışında kullanmıyorum da. Ne bileyim 26 yaşına kadar sahip olduğun ada eklemeler yapmak ya da soyadını tamamen değiştirmek pek yadırganacak bir duygu. Bu gidişle bi 5 seneye falan ancak alışırım :)



Hayatımda hiç sokakta oynayan, hadi akşam ezanı okundu artık eve gel diye annesinin bağırdığı çocuklardan olmadım. Kah kedi köpek korkum yüzünden, kah küçükken olan acayip temizlik takıntılarım yüzünden balkonda kendi halinde oynayan bi çocuk oldum hep - üzerine su döküldü diye ağlayan, çıplak ayakla toprağa bastığında bas bas bağıran bir çocuktan başka türlüsü beklenemezdi di mi :p Ama buna rağmen çenemi yarmayı, düşüp oramı buramı zedelemeyi evde bile becerdim kaç kez orası ayrı :)



İğneden çok korkarım öyle böyle değil. 7 yaşındayken hasta olmuştum, bir hafta boyunca sabah akşam deldiler kaba etimizi. Ama iğne vurulurken sahne aynen şu: ayağımı iki kişi tutuyor, kollarımı iki kişi de ancak o zaman o iğneyi vurabiliyorlardı, zaptedemiyorlardı beni ki tıfıl bir şeydim. Ah kıyamam babam bakmaya kıyamaz ben iğne olana kadar ağlamaklı olurdu gözleri. O günden beri kan tahlili, bağışı vs. gibi durumlar dışında iğne girmedi vücuduma.

Pek bir şey ifade etmese de nerden aklıma geldi bilmem ama hayatımda gördüğüm ilk ünlü Tuğba Özay. 12 yaşındayım falan herhalde Üsküdar taraflarındayız Aynalı Tahir dizisi çekiliyormuş kuzenlerle oynadığımız parkın yakınlarında kameraları falan görünce merak ettik anam ne görelim bi kadın var sırf bacak :) İşte bu da böyle bi anımdı.







16 Nisan 2014 Çarşamba

Allah Beni Böyle Yaratmış #6

Bugün lanet bir şekilde uyandım, uykusuzum, pek bir asabiyim. Gazabımdan korkun yani :p Bahar yorgunluğu denilen şey beni böyle etkiliyor sanırım. Yine işin kolayına kaçıp en iyi bildiğim şeyden yani kendimden gereksiz detayları paylaşmaya devam edeyim dedim.

Misal bir şeyi kırdığımda veya unuttuğumda acayip sinirlenirim kendime. Ki bu sinir etrafıma da sirayet eder. Aslında 5 liralık kadehi kırmışımdır ama sanırsın ki babaannemden kalan pek kıymetli antika vazoyu kırdım. Kötü bir enerji getiriyor bana kırmak, dökmek. O nedenle bir şeyleri kırıp dökünce rahatlayamam kavga-sinir anlarında bile, aksine daha lanet bir insan olurum. Unutmak konusuna gelince, normalde her gereksiz detayı hatırlayan aklım bana oyun oynuyor diye kendime kızarım. Ki karşımdaki için önemli bir şeyi unutsam bile öyle bir moda geçiyorum ki bana kızmak yerine teselli etmeye başlıyorlar.

Çok kesin konuşurum, şunu asla yapmam, bunu asla giymem diye.Bunlardan ara ara bahsetme niyetindeyim. Örneğin kısa vadede anne olmak planlarım arasında yok ama olur da bir gün hamile kalırsam baby loading, baby inside, yumurtadan çıkan civciv gibi esprili hamile kıyafetleri giymeyeceğim konusunda çok eminim. Zaten bu konu hakkında o kadar konuşuyorum ki aksini yaparsam millet tefe koyar beni :)

Bi de bazı kelimeler benim ağzımda eğreti duruyor. Evli olduğum kişiden bahsederken eş, koca,sevgili gibi kelimeleri mümkün mertebe kullanmamaya çalışıyorum :p Çok yapmacık geliyor bana. Hatta bir restorantta kocam olacak beyefendiden bahsederken garsona "yok o arkadaşın siparişi" dedim diye epey naz yapmıştı bizimki.

Gerekli gereksiz çok dizi izleyen bir insanım ama Lost'u izlemedim. Daha doğrusu ilk 8 bölümünü izledim ama sarmadı beni. Türk dizilerinden de çevremdeki herkes tutkunu olsa da-aslında genel olarak o tarzı sevsem de- Leyla ile Mecnun'dan da keyif almadım. Aslında bu bazı şeylere diğer insanlardan geç başlamanın handikapı. O kadar övülünce beklentiler daha bir yüksek ve doğal olarak hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor.

Son olarak geçen gün eski fotoğrafları karıştırırken rast geldim onu da paylaşayım. Zat-ı alim amatör olarak bir tiyatro oyununda başrol oynadı zamanında, ya ya. İnsanlar ciddi ciddi para verip bilet aldılar falan. ay bir de oyunun dili İngilizce idi. 10 sene geçti üzerinden, unutmuşum gitmişim. Neyse sahne tozu da yutmadım diyemem :p

6 Nisan 2014 Pazar

Allah Beni Böyle Yaratmış #5

Çok üşengeç bir insanım. Öğrenciyken servisten arka kapıdan mı yoksa önden inince mi bölüme gitmek için daha az yürürüm diye 5 metrenin bile hesabını yapan bir insandım siz hesap edin artık gerisini. Yogaya başladığımda annemin ilk tepkisi sporun bile oturarak yapılanını seçiyorsun be kızım olmuştu.

Sürpriz yapmayı beceremem, pek de hazzetmem açıkçası sürprizlerden özellikle de büyüklerinden. Adam arabamı yenilese kapımın önüne filmlerdeki gibi devasa kırmızı fiyonkla süslenmiş bir arabayla gelse bana ne istediğimi sormadan nasıl yaparsın bunu diye başının etini yerim.

Daha önce bir postta yazmış ama silmiştim o postu. Nicolas Cage'e kılım. Sokakta görsem yolumu değiştiririm. TVde rastgelince kanalı değiştiriyorum, fimlerini izlemeye tahammül edemiyorum. Çok iticisin be adam.


Bahane bulmakta üstüme yoktur. Arkadaşları ekmek, işten kaytarmak ya da işlerin deadlinelarını uzatmak için olsun bu konuda rakip tanımam :)

28 Mart 2014 Cuma

Allah Beni Böyle Yaratmış #4

Yasak gardaşım yasak.. Artık yasaklar hakkında konuşmaktan bunaldım. Bari blogda biraz hava dağılsın deyip yine kendimden en gereksiz ayrıntıları paylaşacağım sizlerle :)


Burçlardan zerre anlayan ya da burçlara inanan bir insan değilim. Kendi burcumu bilirim sadece bir de yükselenimi- Allah'tan ikisi de başak. Bunlar size sorulduğunda cevap vermezseniz çok şaşırıyor insanlar o nedenle ezberlemek zorunda hissettim bazı şeyleri. Misal bir başak olarak çok düzenli, mükemmelliyetçi falan bir insanım ben, ya ya :p Onun dışında şu ayda doğan şu burç olur onu bile bilmem. Eğer yeni tanıştığım biriyle burç konusunu konuşuyorsam anlayın ki onla edecek iki lafım yok o kadar çaresizimdir.



Seveni, meraklısı çok ama kınadan nefret ediyorum. Evlenirken bile arkadaş, anne hatrına elime sürdüm ama anında silip attım peçeteyle. Kınayı bu kadar sevmeyen bir insan olarak kına gecesinden ve o gecede yapılan envai çeşit aktivitelerden hazzetmiyorum ama bu yaz 4 yakın kız arkadaşım evleniyor ve ben kendi kına gecesi dışında başkasınınkine katılmamış bir insan olarak ne yapacağım merakla bekliyorum :) Aslında genel olarak düğün ile ilgili şeylere merakım yok. Düğününden 20 gün önce gelinlik almaya gidip, ilk giydiği gelinliği alıp toplamda bu işleme yarım saat ayırmış bir insanım, siz düşünün gerisini.



Fil hafızalıyım. Duyduğumu asla unutmam, bu konuda benle iddialaşmayın zararlı çıkarsınız. Alakasız insanların doğum günleri, ortamda figüran olarak duran kişilerin bilgileri, araba plakaları, telefon numaraları gibi gerekli gereksiz her şey aklımdadır. Sevmiyorum bu huyumu.Her tarih, olay, nesne bana birini ya da bir şeyleri hatırlatıp gereksiz yere meşgul ediyor zihnimi.



Domatesleri canlı canlı- yani çiğ- yemediğimden bahsetmiştim daha önce. İnsanların bunun kadar şaşırdığı diğer bir özelliğim bisiklet sürmeyi bilmiyor olmam. Neden diyecekseniz kısaca özet geçeyim, küçükken oturduğumuz apartman cadde üzerinde bir yer olduğundan babam çok korkarmış başımıza bir şey gelecek diye bu nedenle kardeşimle benim bisiklet maceram evde sürülen 3 tekerlikli bisikletlerden sonra son bulmuş. Hoş bizde de o heves yokmuş demek ki öğrenmemişiz sonradan.


Çok yemek seçen bir insandım, geçmişe bakınca ne ile besleniyormuşum diye düşünüyorum. 15 yaşıma kadar maydanoz yemedim desem yalan olmaz sanırım. Anneannecim sağ olsun yaptığı tüm su böreklerinin 1 tepsisini maydanozsuz yapardı benim için. Bir de 18 yaşıma kadar yediğim yaprak sarmaları adet olarak 20 yi geçmezdi herhalde. O da tek tük yapıldığında tadına bakmak için. Ama üniversiteyi kazandım, geldim annem yurt arkadaşlarıma sarmalar göndermeye başladı sen yemiyorsun bari kızlar yesin diye baktım ki onların elinde kapış kapış gidiyor bir iki derken ben de yaprak sarması fanı oldum çıktım. Belirtmeden geçmeyeyim kiraz yaprağından sarmayı da çok severim onunla da geç tanışmış olsak da :)



26 Mart 2014 Çarşamba

Bakma Demiyorum Ama Öküzün Trene Baktığı Gibi De Bakma Allasen!

Şu yakaya kadar düğme iliklemeyi trend yapanın bana garezi var kesin. Kışın bile boğazlı kazakları geçtim sıfır yaka bile giyemeyen insanım bu gömlekleri gördükçe ben boğulacak gibi oluyorum ki giymem imkansız. Lakin oramızı buramızı açıp da gezmiyoruz takdir edersiniz ki. Ama ister casual olsun ister resmi olsun bir gömlek giydin mi ilk 2 düğmesi açık olacak arkadaş. Görünürde bir dekolten olmayacak ama hareket ettikçe acaba diye düşündürtecek.

Fazla dekolteye karşıyım ama söz konusu dekolte değil gözünü dikip öküz gibi bakanlar yüzünden sürekli kendimizi kontrol etmek zorunda kalmamız ki abartılmayan dekoltelerde bile buna ihtiyaç duymamamız lazım ama neyse. Sadece bana değil herhangi bir hemcinsime bile böyle bakanı gördüğümde hayalarını tekmelemek geliyor içimden. Artık şunu öğrenin attention whoreları saymıyorum ama kendimiz için güzel giyiniyoruz, dekolte veriyoruz. Ha bakılmasın demiyorum ama onun da adabını bilmiyoruz. Değerli karşı cinslerim bir kadının dekoltesine bakmak güneşe bakmak gibidir. Sen gözünü güneşe dikip bakıyor musun uzunca?


Bir de diyelim ki dekolte giymedik ama eğildiğinde, masana gelip bir şey gösterdiğimde ben illa çay servisi yapan yeni gelin gibi ellerimle kapatmak zorunda mıyım bir yerlerimi. Bir zahmet iki dakika aşağıdakiyle değil de beyninle hareket et ve bakma. Azıcık otokontrol.

Spor salonlarındaki beyler sizi de unutmadım. Tabi ki o aletlerde çalışırken kalçamız da çıkıyor, eğiliip bükülüyoruz da ama biz zaten orada ecel terleri dökerken aman dikkat edeyim kalçama bakıyordur falan diye dert etmek zorunda mıyız?

25 Mart 2014 Salı

Konuşurken Araya İngilizce Kelimeler Sıkıştıran Kişi : Benim O!

Konuşurken İngilizce kelimeler araya sokanlara kıl olanlardan mısınız? Onları hava atmaya çalışan özentiler gibi mi görüyorsunuz? Yapmayın, etmeyin. Şu çağda bebelerin kreşlerde,  devlet okulunda okuyan neslin 4. sınıfta öğrenmeye başladığı bir dilden iki üç kelimeyi araya sokmanın kime ne faydası olabilir? Neyin kafasındadır ki bir insan bunun havasını atmaya çalışır? Ha araya Almanca, Rusça ya da azıcık Fransızca kelimeler soksak o başka ;)

Sanmayın ki tasvip ediyorum ya da normal görüyorum bu durumu. Tam tersine çok rahatsız edici. Kendi çevremden uzaklaştığımda konuştuklarıma iyice dikkat ediyorum ki araya yabancı kelimeler sokup özentilikle suçlanmayayım diye. Düşünün ki ben 10 kaplan gücünde ve hızında konuşan bir insanım ama kendimi kasarsam ağzımdan dakikada 20 kelime ancak çıkıyor. Ben de isterim pirüpak bir Türkçe konuşmayı ama ne mümkün :(

Ne yalan söyleyim bunda hatayı kendimde de aramıyorum şöyle bir geçmişe bakınca. İlkokul 5ten sonra Anadolu Lisesi furyasına kapıldık - hani şu matematiği, fiziği bile İngilizce ders kitaplarından işleyenlerden- akabinde İngilizce eğitim veren üniversiteler. Yüksek lisans, doktora derken eğitim hayatının sadece ilk 5 yılında salt Türkçe konuşan bireylerin iki arada bir derede kalmasına neden olan sistem utansın. Bir de çok uluslu ya da yurtdışı menşeili bir şirkette çalışıp şirket içi yazışmalar falan derken vay halimize. Hele bir de yabancı sevgili/arkadaşınız varsa... 

Hala syllabus, hard copy, case, ignore vs gibi kelimeleri kullananlara sinir olacaksınız biliyorum ama benim gözümde occasionı okazyon diye güya Türkçeleştiren elit abilerden ablalardan bir tık daha iyiyiz sanki değil mi popişler ;)



22 Mart 2014 Cumartesi

Allah Beni Böyle Yaratmış #3

Bugün planım sabahtan Ikea'ya gidip aklımdakileri almaktı ama Tayyip amcam geliyormuş o kalabalıkta dönerken sıkıntı olur vs. diye yemedi açıkçası, kısmet.

Aslında Pucca'nın kitaplarını hiç okumadım bu zamana kadar ama  hakkımdaki gerçekler konulu yazılarımı en iyi ifade eden bu başlığı onun Allah Beni Böyle Yaratmış kitabından aldım, çok samimi geldi bana ne yalan söyleyeyim. Bundan önce kendimle alakalı gereksiz özellikleri paylaştığım yazılar için tık tık!


Daha önce blogda bahsetmedim sanırım ama aslında öğretmenim yani lisans diplomama göre öyle ama bu zamana kadar kardeşime hız problemlerini anlatmaktan başka kimseye bir şey öğretmedim desem yeri :) Anlayacağınız üzere mesleğimi yapmıyorum hatta bu zamana kadar yaptığım hiçbir işin öğretmenlikle alakası yoktu. Farklı konularda yüksek lisans-doktora çalışmalarına yöneldim, öyle de devam ediyorum.


Sigara kullanmıyorum aslında istesem de kullanamam. İki sigarayı arka arkaya içince başı dönen bir insanım. Bundan sebep çevremde o kadar içen olmasına rağmen tek tük yakıyorum arada sırada, bağımlısı değilim.


Ne kadar beceriksiz olduğumu gözler önüne serecek bir şey olsa da itiraf ediyorum Türk kahvesi yapmayı beceremiyorum. Daha bir misafirime kendi ellerimle kahve hazırlamışlığım yoktur. Diyeceksiniz ki dünyanın en basit şeyi şu kadar kahve şu kadar su ve şekeri koy falan diye anlatacaksınız ama yok yapamıyorum. Bir defa yaptığım kahveyi içeyim dedim ilk yudumu zor sindirdim. Her denememde kahveyi sonuna kadar içen kocaya minnettar oldum ve bıraktım ondan sonra yapmayı :)

Yine muhabbeti yemekle kapatmazsam olmaz :) Ciğer, beyin, işkembe, kokoreç vs. gibi şeyleri yemem asla. Lakin bunları yapan yerlere gitmeye bayılırım çünkü diğer ürünleri de pek lezzetli olur genelde. Birisinin canı çekse hadi gidelim diyen ilk ben olurum. Öğrencilik yıllarımda favorim 100.yıldaki Şampiyon kokoreçken - ekmek arası köftesi harikaydı, son zamanlarda Farabi sokaktaki kokoreçci oldu. Ben bu kadar güzel sucuk ekmek yapan yer görmedim epeydir. Bir de cam şişede ayran veriyorlar, o da takdire şayan.

Bir de unutmadan söyleyim makaron sevmiyorum arkadaş. Tamam renkli renkli fotografını çekmek çok güzel falan ama yok beğenmiyorum. Anavatanında yesem fikrim değişir belki ama ona lafım yok :p

31 Ocak 2014 Cuma

TGIF - Hayat Ne Tuhaf Vapurlar Falan

Başlığım TGIF yazı serimle ne kadar alakasız farkındayım. Bu hafta sadece 2 gün çalıştığımdan ve o günlerden biri de bugun olduğundan cuma moduna giremedim henüz o nedenle haftasonu tatlısı paylaşamıyorum bu hafta :( Bugun size haftasonları ile ilgili sevip sevmediklerinden bahsetmek geldi içimden.
  • Haftasonunun benim için gerçek anlamı kahvaltı ama açık büfe kahvaltıdan nefret ederim. Kahvaltı dediğin serpme olacak, masana gelecek. Aç aç gitmişim bir de kuyruğa girip önümdekini bekleyemem açıkçası. Ama Ankara'da hafta içi normal kahvaltı veren her yer haftasonu açık büfe olayına geçtiğinden hala istediğim kahvaltı mekanını bulamadım.
  • Haftasonu sinemeya gitmek gibi bir hatayı herhalde en son 10 yıl önce yapmışımdır. 
  • Yeşil alanlarda zaman geçirmeyi seviyorum haftasonları. O nedenle hayatımızın neredeyse yarısı orada geçmesine rağmen ODTÜ kampüsü haftasonları kaçış yerimiz olabiliyor. Eymir kadar kalabalık olmuyor en azından :)
  • Gece hayatını değil ama bazı gece mekanlarını seviyorum. Tıkış tıkış olmayan, yan masayla akrabalık kurmadan geceyi bitirebileceğimiz, müzikleri zevkime uyan mekanlar tercihim. Ama haftasonundan daha çok haftaiçi bir şeyler içip sohbet muhabbet için uğruyorum genelde oralara da. Kısacası haftasonları gece hayatımız evde oluyor genelde. En azından kaliteli şeyler geçiyor boğazımızdan :)
  • Bir de haftasonları benim için balık günü. İç anadolunun bağrından kopup gelmeme rağmen deniz ürünleri hastası bir insanım. Benim Ankara'da en sevdiğim balıkçı Ümitköy balıkçısı. Ortam süper, her şey leziz. Hala gitmemiş Ankaralılar varsa gitsin özellikle barbunun tadına baksın derim :)
Peki siz haftasonlarınızı nasıl geçiriyorsunuz?






22 Ocak 2014 Çarşamba

Allah Beni Böyle Yaratmış #2

Arada sırada takipçilerime hakkımda ufak bilgiler vermek hoşuma gidiyor, çünkü  ben de takip ettiğim bloglarda bu tarz yazıları çok seviyorum. Sizin de kendinizle ilgili bahsetmek istedikleriniz varsa yazın lütfen :)

Daha önce kendimle ilgili bahsettiğim gerçekler için TIK TIK!

Mezun olduktan sonraki ilk senemde 3 kez iş değiştirdim. Cuma birinden çıkıp Pazartesi diğerinde başladım. O nedenle yıllık izin denilen şeyle biraz geç tanıştım.

Aynı serilikte lisansüstü eğitimde de sürekli değişiklikler oldu. Önce oyun alanında yüksek lisansa başladım bir dönem sonra kendi ana bilim dalıma geçtim onu bırakıp. Sonraki dönemde de bütünleşik doktoraya başvurdum aynı bölümde ve şu an hala aynı bölümdeyim.


Yemekleri ve sofrayı ben hazırlamışsam ben masaya oturmadan yemeğe başlanmasına sinir olurum. Sözlü bir tepki vermesem de yemek boyunca asık suratımı çekebilirsiniz bu yüzden. Sizi düşünüp o kadar şey hazırlayan insanın oturmasını beklememek benim için büyük bir düşüncesizlik. Karşımdakinin bana değer vermediği hissine kapılıyorum bu durumda. Olur da bir gün soframa konuk olursanız aklınızda olsun :)


Çocukluğumdan beri koşamam. Bacaklarımın koşmaya elverişli olmadığını düşünüyorum. Bu çırpı bacakken de böyleydi bugün de böyle maalesef.


Neden bilmem üniversite yıllarımda Rusça kursuna gitmiştim.. Şu an sadece Antalya'da kız tavlamaya çalışan yağız delikanlılar kadar Rusçam var ama :(