eyyorladıklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eyyorladıklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Yapma Oğlum Yapma Evladım : Uzak Durulması Gereken 5 Kusurlu Hareket

Tatile çıkmama 3 kala bilgisayarın yüzüne bile bakmak gelmese de içimden son bir post ile terk-i diyar eyleyim dedim. Aslında biraz sonra bahsedeceğim her maddeden ben birer yazı çıkarırdım bu seriye ama giderayak toplu bir uyarı yapayım bari :)

Güneş gözlüğünü enseye takmak
Kalmadı di mi hala bunlardan en son 90ların sonlarında görüyorduk ama olur da hala bunu bir "cool"luk emaresi sayan varsa bazı şeyleri çooook yanlış anlamış :)

Tarzan gibi döşü bağrı açmak


Kah gereğinden fazla gömlek düğmesi açmak kah derin v yaka tişört giymek ile vuku bulan bu eylem en kaslı abilere bile yakışmıyor benden söylemesi. Misal tvde bir dizide gördüm Hulkdan bozma bir kardeşimiz bu işin boyutunu o kadar abartmış. Hiç görmek istemediğimiz hareketler bunlar. Lakin Jude Law bile yapıyorsa bunu ben ne yurdum erkeklerine ne diyebilirim ki :(

Bir Türk erkeği klasiği: ayrılmaz ikili -Sandalet & çorap

Aslında dert bir iken iki oldu. Daha biz sandaletin çorapsız giyilmediğini nüfusun yarısına öğretememişken bu sefer de loaferlar peydah oldu. Ah canım yatın varmış gibi giyinip çıkıyorsun da o güzelim ayakkabının içine ne diye beyaz kısa çorap giyersin hı? Yapma canısı, üzme bizi.

Uzunluğu bir türlü tutturulamamış şort

Kimi çok kısa olur, kimi neredeyse ayak bileklerine uzanır. Boyu tamam olsa paçasının genişliği düzgün değildir. Şort deyip geçmemek lazım anlayacağınız. Hele ilk fotograflarda bacakları benden güzel erkekleri görünce iyice sinir olmadım değil :/

Hawai Gömlek

Thomas Magnum mu sebebi belli bir jenerasyondaki bu gömlek sevdasının bilmem ama zaten çiçekli böcekli, karışık desenleri şeylerden pek hazzetmediğimden olsa gerek bu gömleklere de içim ısınmadı bir türlü. Giymeyin en iyisi :)


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Yapmaya En Çok Üşendiğim 5 Şey

Birinin bana yakıştırıp da itiraz etmeyeceğim tek sıfat üşengeçtir sanırım. Aslında bu miskinlikten ziyade bazı şeyleri gereksiz bulmaktan kaynaklı ama insanlar tembelliğe yoruyor hep, çok ayıp :p


Peki en çok nelere üşeniyorsun diye sorarsanız ilk beşim şöyle olabilir :

Duştan sonra kremlenmek benim için resmen eziyet. Önce iyice kurulan, sonra kremi düzgünce vücuduna yedir giyinmek için azıcık kurumasını bekle ooo. Kuru cildime inat bu gerekli adımı sıklıkla atladığımı itiraf etmekten zerre gocunmuyorum :)


Autocorrect yüzünden anlaşılamayan mesajları düzeltmek ise akıllı telefonlar peydah olduğundan beri en çok üşendiğim şeylerin başında geliyor. Ben ki iş haricinde mail/sms atarken yazdığını okuyup göndermeye erinen bi insanım her kelimeden sonra doğru mu yazdı bu telefon diye kontrol edip bi de onu mu düzelteceğim, yok daha neler :p

Telefon üzerinden yazışmak sms, facebook messenger whatsapp vs. hatta çalan telefonu açıp cevap verip dakikalarca konuşmak kısacası telefonla yapılan her eyleme gönülsüz yaklaşıyorum. Arama ekranında gördüğüm isim "ay çok konuşur bu şimdi" dedirten biriyse ilk aramasında açmıyorum kesinlikle. Zira telefonu dakikalarca kulağımda tutmak, karşıdakini dinleyip tepki vermek offf çok yorucu. Ama mesaj yazmaya daha fazla üşendiğimden bana mesaj atanlara cevabı arayarak veririm genelde.


Self servis mekanlarda yemek yemek için sıraya girmek ise üşenmekten ziyade mantıksız bulduğum bir şey çünkü ben self servis olayına topyekün karşıyım arkadaş. Zaten açım bir de sıraya mı gireceğim gelsin önüme bi zahmet yemekler. Hele o açık büfelerdeki sıralar bayıyor resmen beni. O sırada bekleyeceğime aç kalmayı yeğlerim.

Alışverişe gittiysem beğendiklerimi alıp kabinde denemeye çok üşeniyorum. Her ne kadar alışverişi sevsem de giy çıkar giy çıkar derken çok yoruluyorum. O nedenle modumda değilsem bir şeyi çok beğensem de asla kabine gidip denemem. Ya bırakır başka zaman almaya gelirim ya da göz kararı "bu bana olur ya" der kasaya yönelirim. Kıyafet alışverişine gideceğim önceden planlıysa mutlaka elbise gibi tek parça kıyafet tercih ederim. Yoksa kim uğraşacak kat kat kıyafeti giyip çıkarmakla ama yani haksız mıyım?



Aslında yazsam roman olur ama takdir edersiniz ki yazmaya da üşendim ve en çok üşendiğim 10 şey olarak yola çıktığım bu yazıyı 5 madde ile sınırladım. Hadi biraz da siz anlatan siz en çok nelere üşeniyorsunuz?



10 Temmuz 2015 Cuma

Sebebi Neydi Ki #4

Hayır ben hayati ihtiyaçlarım için bile kolumu kaldırmaya üşenirken millet bir derde derman olmayacak şeylere neden bu kadar kafa ve kol kuvveti harcıyor bi anlasam üçüncü gözüm açılacak sanırım :D
Misal bir insan evladı bu gıcır gıcır arabayı hurda yığını gibi göstermek için neden bu kadar enerji, para,emek vs. harcar. Onu da geçtim nereden gelir aklına bu şekilde kaplatmak ve bir Allah'ın kulu da neden dur yapma demez hı?

Al bu da hipster icadı olsa gerek. Sanki dünyadaki en büyük dert yüzerken ıslanan sakalınız.

Tamam ben de Star Wars severim de bu kıllı mıllı şeyi neden giyip sokaklara çıkayım. Hem filmden bir karaktere bürüneceksem bu niye Chewbacca olsun da yürüyen halı gibi dolaşayım ortalıkta.

Sanırım hayatımdaki tek eksik buydu görünce anladım. Bi ürün düşünün ki yağmurlu havada şemsiyeniz, golf sahalarında sopanız olsun. Nasıl daha önce düşünememişler bunu yahu, hayatımdaki koca boşluk doldu şu an. İnsanlığa olan inancım arttı, dünya daha yaşanılır bir yer artık, oley :p

7 Haziran 2015 Pazar

Beni Bu Havalar Mahvetti Sebastian

Her sene donuyoruz bir an önce yaz gelsin diye yakarıyoruz da sonra iki güneş görünce ay bu sıcaklardan bıktık diyoruz ya bu sefer şu havalar düzelsin zerre şikayet etmeyeceğim. Bıktım yağmurdan, gri gökyüzünden.


Ben ki gür ve kıvırcık saçları olan bir insanım bu kadar nem beni cadı kıvamına getirmeye yetiyor da artıyor bile. Her sabah saçlarımı nasıl adam edeceğim diye düşünmekten sıkıldım anlıyor musun?

Sonra iki damla yağmurda arızalanan trafik lambaları yüzünden yaşadığım strese yenik düşecek kalbim diye korkuyorum. Benim gibi panik olma eşiği bu kadar düşük olan insana yapılır mı bu?


Anlamadığım bir nokta da neredeyse küçük bir göl kıvamına gelen yollar. Hayır gayet düz bir yol yani orada herhangi bir su birikintisi oluşması mümkün değil ama nasıl oluyorsa lastikler yarısına kadar suya giriyor, bir de arabanız azıcık yere yakınsa çalışan aksamla temas eden sudan mütevellit balatalardan gelen hafif yanık kokusu, ah anlayamazsınız.

Ne giyeceğim derdine hiç gelmek istemiyorum ama hava 20 küsur iken yağmur yağınca benim de giysi dolabının önünde devreler yanıyor heyhat.




4 Haziran 2015 Perşembe

Whatsapp Kullanan Valide Sultan İle İmtihanım :/

Azıcık ses etmeye geldim, çok boşladım buraları farkındayım ama yazın üstüme çöken ataletten ben de pek memnun değilim ama n'aparsınız huy işte :D

Yine kendimden bahsedeyim biraz. Telefonla konuşmayı, sms atmayı, whatsapp vb. uygulamaları pek seven ve de kullanan biri değilim. Lakin annem whatsappla tanıştığından beri ordaki konuşmalar bir nevi beyin jimnastiği oluyor benim için. Ama buna biraz da ben kaşındım kabul. Olaylar şöyle cereyan etti:

Annemin telefonunu kurcalarken kardeşimle whatsapp konuşmalarına baktım kardeşime yazılan tüm cümlelerde noktalama işareti yerine kalpler, çiçekler, öpücükler kullanılırken bana gelince yok, oh ne ala memleket. Neyse yazdım bunu bi yere valide sultan dedim içimden ve bi kaç hafta sonra annem bana whatsapptan işte eve geldin mi falan diye sorarken vay efendim sen neden bana kalp göndermiyorsun, sen beni sevmiyor musun falan filanlara. Annemin cevabı aynen şu: hani sen daha ciddisin ya sevmiyorsun öyle cıvıklıkları diye yollamıyorum sana. Tamam gerçek alemde sarılıp öpülmeye pek katlanamadığım doğru ama sanalda bir sorun yok yani :p

Neyse benle konuşması biter bitmez annem kardeşime yazıyor tabi, esra benim whatsappta sana yazdıklarımı nasıl görüyor, her yazdığımı okuyor mu diye allam işte hayatımız komplo teorisi. He anne he big brotherim zaten ben de:D Tabi kardeşim de fırsattan istifade tabi anne sen kapatmadın mı o ayarı diyip bi kaç gün üstüne gitti ama acıdık sonra :)

İşte kaşındığım kısım bundan sonra geliyor. Annem bana artık bir kelime yazıp sonuna on tane emoji koyuyor. Ki bunlarla bazen mesaj yolluyor. Misal yazdığından bağımsız olarak iki üç mesajın sonunda ortalarında çocuk olan bi kadın ve erkek emojisini noktalama işareti olarak kullanıyor. Verilen mesaj belli : torun 

Üşütmüşüm biraz diyorum, geçmiş olsun diyip arkasından tokuşan bira bardaklarını yolluyor. Anne ne alaka diyorum, sıcak bir şeyler iç diye yolladım ama çay bardağı yoktu ben de ıhlamur yolladım diyor. Sonuna da ekliyor nasıl çay bardağı olmaz koskoca programda :)

Sürekli gelen fotolardan ve videolardan bahsetmiyorum bile. Hayır facebook u fazla kullanmadığımdan oradaki saldıralarından korudum kendimi bir nebze ama anladık ki whatsappta kaçış yok kendisinden :/


3 Haziran 2015 Çarşamba

"Mutluyum, Mutlusun, Mutlu" mu Acaba?

Merhaba mutlu olmayı zorunluluk gibi gösterip, suratımızı her astığımızda bizi dışlayan dünya.
İnstagrama, facebooka bakınca hepimizin evi tertemiz, aman ne leziz yemekler pişiyor.
Kocamız ya da karımız her an ilanı aşk ediyor.
Çocuğumuz hep pür neşe, kakasını yaptı mı yapmadı mı diye derdimiz yok falan.
Havalar hep güneşli, biz hep rengarenk.

Kısmen de olsa bu oyuna katılıyorum evet, zaten içinde olmadan sistemi eleştirmek ne mümkün.
Bunda bizden önce ortama girenlerin suçu fazla.
Kim paylaştı instagramda ilk alengirli yemek fotografını ya da ilk kim yazdı facebooka koçişle dizi keyfi diye alta ev yapımı cookielerini de ekleyerek.
Hangi anne çocuğunu süsleyip püsleyip on tane fotosunu ardarda yükledi prensim/prensesim diyerek.
Şöyle bir sosyal medyaya baksak dünya bize güzel anasını satayım.

Eskiden kulaktan duyduklarıyla onun bunun hayatına gıpta edenler şimdi görsellerine maruz kaldığından daha bi aç.
En mutlu ben olacağım, en güzel ev benim, en romantik benim kocam, odası en süslü benim bebeğim.

Allah aşkına facebookta, instagramda paylaşmak olmasaydı o şaşalı baby showerlar, 1 yaş doğumgünleri, hiçbir abartıdan kaçınılmayan kına geceleri vs. bu kadar popüler olur muydu?

İnsanlara her zaman mutlu olmalısın düşüncesini dikte eden ve milletin yalan mutluluğunu gerçek sanıp dünyanın en mutsuz insanı benim be diye hissettiren bu sisteme karşıyım arkadaş.
Mutluluğun bu şekilde pazarlanması mutlu olduğum anlarda bile acaba değil miyim lan diye sorgulamaya itiyor beni.

Zaten şu dünyada yaşayıp da sürekli mutlu olmak mümkün mü?
Evinde mutlu olsan işte canını sıkan olur, o da olmasa paran yoktur.
O da olmasa kalbin taş değilse aç iki haber izle ülkenin, dünyanın hali bak oturur ağlarsın zaten.
Mutluluk dediğin şey bu kadar kolay olsa Abidin çizerdi o zaman be.
Ya da herkes bu kadar mutluysa neden yolda gördüğüm hiç bir Allahın kulunun yüzünde azıcık da olsa bi tebessüm yok, suratlar hep mahkeme duvarı?

Hayatın gerçeklerini unutmak istiyoruz, kendimize yapay mutluluklar yaratıyoruz işte.
Eğer çocuğunun her bir haltını paylaşıyorsan benle diş çıkarırken  nasıl huysuz olduğunu, bu gece seni uyutmadığını da paylaşsan, anne olmak güzel ama bazen de yoruyor desen ya bana.

Hadi biz yaş itibariyle gerçekleri sadece buradan görmedik de bir nesil var sanıyor ki hayat hep şu sosyal alemde gördükleri gibi.
Hepsi memnuniyetsizlik illetine yakalanmış, hani eskiden derdik ya küçük şeylerle mutluluk diye hah onu bilmiyorlar mesela.

Mutluluk nedir desen tanımını yapamayacak, ne kendini he de bi başkasını mutlu edememiş insanların hayatta bir derdi yokmuş gibi yaşaması sana dert mi oldu derseniz, oldu valla arkadaş.
Ha sen mutluluk ne biliyor musun dersen, şu yukarıda bahsettiklerim olmadığı konusunda bahse girerim.
Ben sadece şunu biliyorum toplumun ya da sistemin bize dayatmaya çalıştığı şey değil bu mutluluk denen meret. Mutlu olmak için hayatının mükemmel olmasına da gerek yok.
Ve hiçbirimiz mutlu olmak zorunda hissetmemeliyiz kendimizi, zira mutluluk bir görev ya da sorumluluk değil.
Değilsen değilsindir, -mış gibi yapmaya gerek yok.

12 Mayıs 2015 Salı

Halet-i Ruhiyem

"Kendimizi özgür zannediyoruz oysaki sadece ipimizi biraz uzun bırakmışlar. Sınırlara gelince fark ediliyor bu. Dışarı çıkmak isterken kendini cama vurup duran yarı delirmiş karasinekler gibiyken. Sadece geceleri, yapayalnız ve yalınayakken anlaşılabilecek şeyler var. " - Hikayem Paramparça /Emrah Serbes

Şu dünyada içimde bulunduğum durumu en güzel ifade eden, neden bu kadar yoruyoruz kendimizi o kadar iş güç için dedirten satırlar Emrah Serbes'e ait. Kitaplarını altını çize çize okuduğum, bir çoğunda kendimi bulduğum doğrudur.



Sonra aklıma Sevgili Milena'nın 145. sayfasındaki bir cümle geliveriyor:

"Öyle zaman olur ki, odada yalnızken bile yok oluverir insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir." - Sevgili Milena / Kafka

Kalabalıklar arasında yapayalnız hissediyorum kendimi, etraftaki koşuşturmalara zerre tepki vermeyen bedenim daha da bir sorgulamama neden oluyor etrafımı, hayatı.




işin özeti ben bugun işte çok sıkıldım sanırım :)