Tek Derdim Ne İzlesem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tek Derdim Ne İzlesem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2014 Perşembe

Tek Derdim Ne İzlesem: Edge Of Tomorrow

Daha önce defalarca dile getirdim haftasonu sinemaya gitmek asla yapmayacağım bir hata hele de gündüz vakti. Gideceksem tercihimi gece seanslarından yana kullanıyorum. Ama bu haftasonu mecbuıren avmde mahsur kalınca bu kadar vaktimiz varken Kış Uykusunu olmadı Transformers'in son filmini izleyelim diye sinema katının yolunu tuttuk lakin Kış Uykusu gösterimde değildi, Transformers'in gündüz kuşağındaki tüm seansları ise Türkçe dublajlı idi - saçmalık!


Kendisinin Top Gun dışında filmlerinden pek hazzetmesem de mecburen Tom Cruise ve Emily Blunt'ın oynadığı Edge of Tomorrow  filmini izlemek zorunda kaldık. Filmin konusu beyazperdede şöyle özetlenmiş:
Yakın gelecekte dünyayı ele geçiren Mimics adlı uzaylı birliği, birçok büyük şehri yok eder ve milyonlarca insanı ölümün eşiğinde bekletir. Dünyada hiçbir ordu, onların hızına, silahlarının gücüne ve de en önemlisi telepati yoluyla emir verme ve uygulama güçlerine ulaşamaz. Artık dünyadaki tüm ordular bu uzaylı sürüsüne karşı güçlerini birleştirmek durumundadır ve bu güç birliği dışında ikinci bir şansları yoktur. Subay Bill Cage daha önce bu savaşlardan hiçbirine katılmamış tecrübesiz bir askerdir ve atıldığı yeni görevi onun için bir nevi intihar anlamına gelmektedir. Beklenen olur; Cage dakikalar içerisinde öldürülür... Fakat bu bir sonu değil, yeni bir başlangıcı doğurur. Cage, sıradışı bir şekilde cehennem gibi bir günde uyanır, kendini kırılması zor bir döngünün içerisinde bulur. Buna göre her seferinde ölüp sonrasında yeniden dirilip aynı savaşı bir kez daha tekrarlamak zorundadır. Her geri dönüşünde daha güçlü, daha zeki ve Mimics'lerle daha kolay başa çıkabilir hale gelse de kendine verilen iş dünyanın en zorlu görevidir.
Filmin imdb'de 8.1 puan alması ve hakkında okuduğum olumlu yorumlar beklentilerimi yüksek tutmama mı neden oldu bilmiyorum ama benim açımdan bir hayal kırıklığıydı. Klişenin ötesine geçemeyen olaylar silsilesi bir yana henüz geçen yıllarda vizyona girmiş Source Code filminden bu kadar esinlenmesi beni hayli şaşırttı. Görsel efektler yönünden tatmin edici bir filmdi ama bu öl,diril,hadi sil baştan birkaç filmde daha başarılı işlenmişti. Uzun uzadıya mantık hatalarından bahsetmek istemiyorum. Tom Cruise'un oyunculuğu her zamanki gibiydi ama Emily Blunt'i çok beğendim. Filmde başroller arasında gözümüze sokulan bir aşk olmaması da beğendiğim ender şeylerden oldu.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Tek Derdim Ne İzlesem: Rush

Blogda film tavsiyelerinden kaçınıyorum çünkü benim spoiler vermeden bir filmi anlatmam pek mümkün değil :) Ama izlemek için geç kaldığım, gişede de hakkının verilmediğini düşündüğüm bir filmden bahsetmek istiyorum size. Eğer Formula 1 yarışlarına azıcık ilginiz varsa bu filmi çok seveceksiniz. Araçların çıkardığı ses bile beni mutlu etmeye yetti film süresince. 


Bir de dönemini bu kadar iyi yansıtan bir filme rastlamamıştım sanırım uzun zamandır.Yaş itibariyle Häkkinen-Schumacher rekabetine alışık bir nesilden olsam da James Hunt ve Niki Lauda isimlerine azıcık aşinalığım vardı. Ama dürüst olmak gerekirse bu kadar ilgi çekici bir rekabette olduklarından bihaberdim, çok şey kaybetmişim. Filmin konusunu kendim anlatsam tutup filmi anlatırım o nedenle beyazperdeden sizler için kopyaladım:

"1976 yılında gerçekleşen Alman Grand Prix yarışında Niki Lauda'nın kullandığı Ferrari ikinci round'un sonunda yaşadığı bir sorun nedeniyle yarış dışı kalır ve birincilik ezeli rakibi James Hunt'a gider. Bu kaza sonrasında Lauda yaralanır; aradan geçen altı haftanın ardından olağan hırsı ve öfkesiyle pistlere geri döner. İki yarışçı arasında italyan Grand Prix'i ile başlayan mücadele diğer yarışlarda katlanarak devam eder. Hedef dünya şampiyonluğudur... Avusturyalı F1 yarışcısı Niki Lauda ve İngiliz rakibi James Hunt arasındaki dillere destan rekabeti konu alan film, Formula 1'in altın döneminde, 1970'lerde geçiyor."

Bir de yönetmenliğini A Beautiful Mind'tan hatırlayacağımız Ron Howard yapmış daha ne olsun.Şimdi diyeceksiniz ki filmle ilgili hiç mi eleştirin yok, aslında var ama film ile alakalı değil şekilcilikle alakalı.  James Hunt'ı canlandıran, sarı saçlarından sorumlu Thor-Chris Hemsworth'un afişlerde, tanıtımlarda vs. ana karakter gibi lanse edilmesi sinir bozucu. Aksine Niki Lauda daha ön planda ama o da Hollywood'ın cilvesi işte n'aparsın.